18 Mart 2011 Cuma

Hava Yağışlı Demek Sinema Demek

1-2 haftadır, heyecanla beklediğim cumaların güzel film gelmemesi nedeniyle sinemasız cumaya dönüşmesi bu Cuma sonlanmış bulunmakta.İzlenmeye değeceğini düşündüğüm birkaç film geldi ve bunlar bu hafta gidip görülecekler listesine eklendi.Kesinlikle 'hiç unutulmaması gereken eserlerden' olacaklar demiyorum ama  güldüren,ağlatan,ya da hiç düşünmediğim şeyler düşündüren film benim için 'olmuştur'. Bu hafta izlemek istediğim filmler: No Strings Attached,Limitless,Çınar Ağacı ve Barney's Version. No Strings Attached başrollerini Natalie Portman ve Asthon Kutcher'ın paylaştığı romantik-komedi türünde bir film.Konusu çok alışılmış olsa da hoşuma gideceğini düşünüyorum.İki yakın arkadaşın bağlılık gerektiren ilişki istememesi üzerine duygusallık ve bağlılık içermeyen bir ilişki yaşamaya karar verir.Ama tabii ki olaylar bu şekilde gelişmeyecektir.



Limitless ,polisiye türünde ve başrollerini Bradley Cooper,Robert De Niro gibi yetenekli oyuncular paylaşıyor.Başarısız bir yazarın,eski bir arkadaşıyla karşılaşması ve arkadaşının onu beyninin tümünü kullanabilmesini sağlayan bir ilaçla tanıştırması ile gelişen olaylar zincirini anlatıyor. Fragmanını izlediğimde hoşuma gitmişti.Umarım film gerçekten güzeldir!



Çınar Ağacı, Nurgül Yeşilçay,Nejat İşler ve Meral Okay 'ın başrollerinde olduğu komedi/dram tarzında bir film. Normalde pek dikkatimi çekmeyecek bir film olabilirdi.Fakat Büyük Adam Küçük Aşk filminin de yönetmeni olan Handan İpekçi'nin eli değmişse.İzlemeye değer dedim.Büyük beklentilerle gidiyorum.Umarım yanılmam.


    Son gitmek istediğim filmse Barney's Version. Dram türündeki film Altın Küre'de en iyi erkek oyuncu ödülünü ve Venedik Film Festivali'nde Leoncino D'oro ödüllerini aldı. Paul Giamatti'nin performansını da merak ettiğim için gideceğim filmin konusuna gelince; hayatını içki-sigara ve hokey maçı arasında geçiren Kanadalı Barney'nin geçmişinde kendisini başarıya ulaştırmış(iş hayatında)çok sayıda entrika ve sonu hüsranla biten 2 evlilik vardır.3.eşi olacak Miriam'la tanışması ile Barney'nin hayatı değişecek ve farklı bir adama dönüşmeye başlayacaktır.Ama geçmişi onun peşini bırakmak istememektedir.

Tavsiyeden çok gitmek istediğim filmleri yazdım.İzlediğim zaman yorumlarımı tabii ki de yapacağım:)


16 Mart 2011 Çarşamba

Yazasım nedense gelmiyor birkaç gündür, sadece yalnızlık hissettiğimden belki, tek yapmak istediğim sevdiğim çocukla yanyana durmak, hiç konuşmaya bile gerek kalmadan.. Sadece onun yanımda olduğunda hissettiğim huzur duygusunu hissetmek.Onun dışında kimseyi istemiyorum.Hiçbir şey yapmak istemiyorum. O'nunlayken mutlu olmak kolay geliyor ,kendimi açıklamam gereken insanlarla olmak yerine bir insanın yanında yalnız kalabilmek istiyorum. Konuşmasam da beni anlayacak birini istiyorum.Sadece o yok tabii ki bu istediğim durumu gerçekleştirebileceğim ama onunla olduğumda her şey daha kolay geliyor.Tartışmadan ,irdelemeden,çözmeye çalışmadan,yorulmadan ,sıkılmadan ..Sadece beraber olduğumda keyif alabildiğim birini istiyorum. Yani ben kendimi anlatmadan anlaşılmak istiyorum.

İmkansız değil,olabilir.

12 Mart 2011 Cumartesi

Nişantaşı Restoran Haftası

İstanbul yeme-içme aleminin en keyifli ve önemli etkinliklerinden biri olan  ‘Restoran Haftası’ bu sene de Nişantaşı’nda başladı. Her restoranın özel menülerini belirleyip sabit fiyatlardan sunduğu bu hafta 10-20 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek.Ben de yemeksever biri olarak menüsü en hoşuma gideni seçip bir akşamımı bu etkinliğe ayırmayı düşünüyorum.Tabii ki yemekleri de yedikten sonra kalite kontrol değerlendirmemi=) burada yazacağım. 10 gün süresince katılımcı restoranlar kendi konseptlerine uygun olarak hazırladıkları menülerle müşterilerine hoş ,kaliteli lezzetler ve saatler yaşatmayı umuyorlarmış.Bakalım öyle mi olacak?


(Keşke her hafta restoran haftası olsa=)Böylece daha özenli hazırlanmış yemekleri can 
yakmayan fiyatlarla hepimizin yeme şansı olur.)

Bu arada restoranların menü fiyatları şu şekilde : 


Menüler
3 lezzet+1 kadeh şarap=20 TL, 
3 lezzet+2 kadeh şarap=45 TL 
2 kadeh şampanya=20 TL


Restoranlara gelince ;


Casita Restaurant,Cento Per Cento,Delicatessen,Den Cafe Restoran,Galata Muhallebicisi,Köşebaşı Nişantaşı,Maybe Salomanje,Nişantaşı Beymen Brasserie,Park Şamdan,Sushico Nişantaşı,The House Cafe,The Prime,Tribeca Nişantaşı Aşşk Kahve,CafeiN, Cafe Wien, Cafe Zone, Casita,Corridor, Creperie, Den Cafe, Food Factory, Galata, Hünkar, Kırıntı, Köşebaşı, Mania Gourmet, Midpoint, Nisantasion, Ottoman, Park Şamdan, Passage 55, Piyasa, Ranchero,Therapy, Tribeca, Touch Down, Zanzibar  


Bence haydi kalkın ve gidip bu güzel aktiviteyi yapın!=)

10 Mart 2011 Perşembe

Fakat benim senin hakkında hissettiklerim ,sözcüklerin ötesinde..

O'nun hakkında hissettiklerimi , belki bundan önce de hissettim bir-iki kez.. Ama bu farklı , çok farklı .. Çünkü o...Bitiremiyorum cümlelerimi ,içinde 'o' olan cümlelerimi.. Sözcüklerim yok onu anlatabileceğim. Yazamıyorum şiirlere onu, kullanamıyorum adını satır aralarımda.Gözyaşlarım aktığında adının üzerine, silmiyor ismini, tam tersine gittikçe koyulaştırıyor adını,altını çizdiriyor her seferinde.Daha çok sev diyor , daha çok sev ki daha çok acı çek. Daha çok önemse, önemse ki 'sen' artık 'o' ol.Kalmasın geriye senden..Sen yok ol..Ben yok oluyorum,kayboluyorum 3 harfli hayatın arasında.Hep istiyorum olsun , dursun yanıbaşımda. Olmadığında ben de olmamak istiyorum.Onsuzluk olmasın,dönmesin yüzünü benden öteye . Hep o olsun istiyorum ya, o kadar istiyorum ki, önce kurduğum cümlelerimi onsuz kuruyor,sonra da siliyorum, o cümleler bir daha okunmasın diye. Bencilce değil istediklerim ,geçmiş'lerimizi koyamam kapalı kutuya, açmaya korkarım diye.. O yüzdendir , hiç geçmiş'imizin olmamasını istemem.O yüzdendir cümlelerimin hep yarım kalması.. Cümlenin sonunu getirebilmem, o'nu anlatabildiğim cümlelerimin bitmesi demek değil midir? Ben ise cümlelerimde hep O olsun istiyorum..

9 Mart 2011 Çarşamba

GELİRSEM BİTER AŞK

Düş'tüm, dedim elinin tersinde.
Hayır dedi, kesince.
Düş olsan, fark etmezdim seni !

Sevgim sana güç veriyor mu, diye sordum.
Başını çevirdi, yüzünde kalmamış takatle.
Hayır dedi, inatla !
Öyle olsa, yıkılmazdım her 'Seni Seviyorum' deyişinde !

Özledin mi beni, dedim.
Sustu !
Nefesini en derinden aldı ve,
Özlenmez mi, dedi !

Git dedim !
Git !
Sen kalınca genişliyor bu dünya ve kayboluyorum uçsuz bucaksızlığında !
Hayır, dedi, sertçe!
Gidersem, kahraman olurum!
Kalırsam, senin!

Küserim, dedim, kırılgan çocukluğum sitemimde.
Hayır, dedi gülerek..
Küsmek, susmayı göze almaktır.
Ama sen korkarsın kendi sessizliğinden ve susamazsın!

Gel, dedim, o zaman!
sesim fısıltı gürültüsünde.
Gel..
Durdu!
Hayır, dedi,
Gelirsem biter aşk..


Kahraman Tazeoğlu'nun şiiri..Çok etkiledi okuduğumda ,şiir yazmak kadar heyecan verici ,hatta başkasının şiirini okuduğumda daha çok heyecanlanıyorum,Bir sürü soru ortaya çıkıyor,cevaplarını asla bulamadığım.. Soruyorum kendime ;nasıl hissetmiş bu duyguları ,kim hissettirmiş acaba diyorum.Kim üzmüş bu kadar ya da kimi üzmüş ,de yazmış böyle dizeleri..Kim bırakmış yarı yolda yada kimleri bırakmış bir başına ,kimi düşünmekten gözüne uyku girmemiş,kimi merak etmiş..Kimi başkasına sormuş günlerce ,aylarca,yıllarca, kendisini artık sevmediğini bilmesine rağmen,bir umut aramış.. Umutsuzca..Kim ona 'aşk' ı anlatmış ve sonra öğrendiği 'aşk'ı kimlere anlatmış..

Cevaplarını bilemesem de sormaktan vazgeçmiyorum..Bu uçsuz bucaksız sorularla tekrar dönüp okuyorum şiiri,kafamda daha bir oturuyor sanki...

8 Mart 2011 Salı

''BAŞKASININ DERİNLİKLERİYLE OYNAMA''

Ben hala blogları açabiliyorum diye sevinirken ,aslında öyle olmadığını farkettim .Tam kendi yazdıklarımı insanlarla paylaşma duygusunu yeni yeni yaşarken ,bunun olması her blog yazarı gibi beni de üzdü .Halbuki daha çok yeniydim. Ama tüm yasaklanan şeylerinin yasaklarının bir gün kaldırıldığını gördüğüm ve bildiğimden ,blogpsot 'un da en kısa zamanda açılmasını umuyorum, ben zaten başkalarının  okumasını istemesem günlük yazardım! İnsanların düşüncelerini ,kontrol edemedikleri şeyleri engellemek,özgür olduğumuz bir ortamın neredeyse olmaması... Değişen Türkiye'de değişen şeylerden birkaçı, ama tamamen bunu yapan insanların kendilerini ''yönetici'' gibi hissedememelerinden kaynaklanıyor,kendileri tatmin olmadıklarından, baskın olmak için koyabildikleri tüm engelleri koyuyorlar,devam etsinler bakalım,nereye kadar ..
"Başkasının derinlikleriyle oynama…"
                                             Ludwig Wittgenstein

7 Mart 2011 Pazartesi


-''Don't worry about the world ending today. It's already tomorrow in    Australia.''                                                         Charles M. Schulz

BA-YIL-DIM

Yine her zaman olduğu gibi internette gezinirken karşıma çıkan bir siteye resmen takıntılı hale geldim;çünkü inanılmaz şeyler var bu sitede. Çizgili olan tüm ürünlerin en hoşuma giden yanı renkleri oldu.Ne iç karartıyor ,ne de bayıyor.Yatak takımlarından,ofis malzemelerine,aksesuarlardan ev içinde kullanılabilecek farklı şeylere kadar her şey var bu sitede! Hem de hepsi çizgili : ) Büyük çizgili, küçük çizgili ,kalın çizgili ,ince çizgili ,farklı renk ve boyutlardaki çizgiler bu siteye tatlı bir hava katmış,bakmanızı öneriyorum!


                                                           
Daha da fazlası için: http://www.fivestripes.com/
 
biliyorum
sözüm çok susuyorum
hayır hayır
uyumuyorum
ben sadece
sözlerimi dinlendiriyorum...

6 Mart 2011 Pazar

BAVUL OYUNU

''Olaylar komedi şeklinde işlenip mutlu sonla biter mi?Yoksa hayata devam etmek için aşk birazcık gerekli midir?''

Bavul oyunu oyuncularıyla geçen gün bir programda röportaj yapılıyordu,merak edip izledim ve konusu çekici geldi.En kısa zamanda gidip izleyeceğim,güzel olduğuna eminim!Bu yüzden sizle paylaşmak istedim :)

Sam Bobrick’in senaryosunu yazdığı, çevirisini Ekin Tuncay Turan’ın yaptığı ve Bora Severcan’ın yönettiği  “Bavul” adlı tiyatro oyununun konusu ise şöyle: 30'lu yaşların sonundaki Berkcan (Volkan Severcan), bir Facebook toplantısında karısının lise aşkı ile kaçıp kendisini terk etmesi üzerine ağır bir depresyona girer ve hayatı yaşamayı bırakır. Berkcan için hayat sadece karısının mektupları ve hatıralarından ibarettir.

Berkcan, karısının hatıralarını takip ettiği bir seyahat dönüşü, bavullarının karışması sonucu Aslı (Melda Gür) ile tanışır. Aslı bir yayın evinde editördür ve o da birine bağlanamamaktan şikâyet etmektedir. Ayrıca başında zebella gibi duran annesi Devlet Hanım'dan (Ayşen Gruda) çekmediği kalmamıştır. Çok geçmeden Berkcan ve Aslı arasında bir bağ oluşur. Dost olmak ve aşık olmak arasında gelgitler yaşamaktadırlar. Sahne aralarında çıkan Psikiyatrist Basri Bey'in (Nuri Gökaşan) yardımı ile işler daha da karmaşık ve saçma bir hal alır.


Karısının terk ettiği bir adam ile aşktan korkan bir kadının karşılaşması ile yaşanan olaylar bence izlenmeye değer olacaktır:)

iPad 2 :Teknolojideki hızlı gelişim

Apple'ın merak ve heyecanla beklenen yeni tablet bilgisayarı iPad 2 'nin çıkış tarihi Nisan ayından Haziran ayına ertelendi.Aslında iPad 2 'nin tam olarak Türkiye'de ne zaman satışa sunulacağı ile ilgili bir kesin bir bilgi yok fakat söylenildiği tarihten daha geç tarihte satışa sunulmayacağını garantilemişler.(iPad 1 'de bu sorun olmuştu hatırlarsanız.)

Bu yeni nesil iPad 'in ,birincisinin eleştirilen yönlerini geride bıraktığını ve yeni özellikler ile donatıldığını söyleyebiliriz.

-İki kamera:Biri ön ,biri arka olmak üzere 2 yüzeyinde de kamera olacak.Böylece kullanıcılar ön yüzeyindeki kamera sayesinde görüntülü konuşma yapabilecek.

-Daha hafif,daha ince:Birinci nesil iPad 'den çok daha ince ve hafif olması bekleniliyor.

-Yüksek ses: İpad 2'de daha büyük hoparlör bulunacak ve bu hoparlör sayesinde ses daha yüksek şekilde duyulabilecek.

- Cihazın fiyat politikasında da yine bir değişiklik bulunmuyor. Wi-Fi destekli en uygun iPad 2′nin fiyatı 499$, 3G destekli olanın fiyatı ise 629$ olarak belirlenmiş.






Smart Covers aynı zamanda iPad 2′yi farklı açılarda kullanabilme olanağı da tanıyor.
Hemen çıksın bakalım ,dedikleri kadar var mıymış!? 

3 Mart 2011 Perşembe

BU ARALAR BURBERRY ,SENİ ÇOK SEVİYORUM!

Kendimi bildim bileli en sevdiğin ,tasarımlarını beğendiğin marka ne diye sorsalar,tek cevabım var :Burberry .Ama o kadar büyük bir aşkla bağlıyım ki ona,ne siz sorun ne ben söyleyeyim=) Her sezon internet sitesine girer ,günümün büyük kısmını siteyi incelemeye ayırırım ve bilgisayarımın hafızasının çoğunu da Burberry tasarımlarına ayırdığım bilinen bir gerçek:





Üstteki trençkotun yaka kısmına bayıldım .






Keşke pembesi ,turkuazı vs. olsa da ne yapıp edip alsam=)
Daha fazlasını isterseniz buyrun :http://qa.burberry.com/store/

1 Mart 2011 Salı

LADUREE vs PİERRE HERME


Hazır İstanbul'da 2. şubesini de açınca,bana da makaronlardan ve Ladurée'nin tarihçesinden bahsetmek kaldı.Hem de büyük bir mutlulukla! İşin içine yenilen herhangi bir şey girdiğinde yaptığım işe tüm benliğimle katıldığımı söylemem gerekir.Ladurée'yi herkesin bildiği basit bir şekilde tarif etmek gerekirse ; açık yeşil rengi ile dekore edilmiş süslü diyebileceğim bir salonu, aynı tonlardaki dekoratif ve şirin mi şirin pasta kutuları ve rengarenk makaronlarla süslü vitrini ...

Laduree'nin şirin mi şirin kamyoneti:)

Tüm bunlar Ladurée denince akla gelen,neredeyse hepimizin bildiği birkaç cümle.Peki ya bilinmeyenler?


Makaron,Ladurée ve Paris birbirleriyle içiçe geçmişler.Her pastanede farklı şekilde yapılıyor.Ama açık ara en iyi makaronu yapan kişinin ve  Ladurée'nin makaronlarla ünlü olmasına yardımcı olan kişinin Pierre Herme olduğu söylenir.


İnternette de daha detaylı bilgi araştırırken, Pierre Herme'nin kombinasyonlarının, beni klasik makaron yemekten daha çok heyecanlandırdığını farkettim.Umarım bunları tatma fırsatım da olur şu kısacık hayatta deyip sizlerle de bu 'extraordinaire' makaronları ve tatlılarını paylaşıyorum:








Bayıldım bayıldım!
Tek oturuşta silip süpürebilirim galiba( kimseyle de paylaşmam!)






Paris'e gidecekler için, bütün bu gördüklerinden sonra Pierre Herme'ye gideceklerini düşünerek yol tarifi :
 72, rue Bonaparte, 75006 PARISTel : +33 (1) 43 54 47 77
Pazar-Perşembe arası 10am-7pm

Cuma günleri 10am -7.30pm
Cumartesi günleri 10am-8pm

185, rue de Vaugirard, 75015 PARISTel : +33 (1) 47 83 89 96
Pazartesi Salı ve Çarşamba, 10 am – 7 pm

Perşembe – Cumartesi, 10 am – 7:30pm
Pazar, 10 am – 6 pm


Ve tabii ki Laduree için de bir adres olmazsa olmaz:

 Ladurée Champs Elysées75, avenue des Champs Elysées - 75008 Paris
Tél : 01.40.75.08.75 - Fax : 01.40.75.06.75


27 Şubat 2011 Pazar

Yazalım Da Yazalım

Okulun açılmasına sevinen ender canlılardan olduğumu düşünüyorum ciddi bir şekilde. Bunu arkadaşlarımla paylaştığımda bana deli gözüyle bakmaları da olağan bir durum .Bunun en büyük nedeni de defterlerim! O kadar seviyorum ki yazmayı ,ders notu da olsa güzel defterlere yazmak beni hep mutlu ediyor. Defter deyince de akla ilk gelen marka (en azından benim ve etrafımdaki bir çok kişi için) Morning Glory. .Dün gittiğim Kabalcı'dan ,geçirdiğim kıymetli dakikalar sonucunda hangi defteri alacağımı bilemeden çıkmış olsam da yakın zamanda karar verip aklıma koyduğum defterleri almak istiyorum.Eğer 'keyifli bir şeyler olmadan bu dersler çekilmez' mantığındaysanız, marş marş ,Kabalcı sizi bekler!






                                       Şimdi tüm bu defterlere 'hayır' demek mümkün mü?
                                     - Tabii ki hayır!

25 Şubat 2011 Cuma

Kurt Geiger ve Vazgeçemediğim Topuklular

Hiç bir yerde burnu kapalı topuklu ayakkabı bulamamaktan ve bulduklarımın çok pahalı olmasından yakınıyorum.Sanmayın hep topuklu ayakkabı giyip dolaştığımı ,ayda 1 yada 2 kez belki giyiyorumdur; o da akşam dışarı çıktığımda,belki. Ama bu durum benim topuklu ayakkabı alma isteğimin önüne geçemiyor tabii ki.Keşfettiğim marka Kurt Geiger. İstinye Park'ın alt katında da hizmet veren Kurt Geiger fiyatları da çok can yakmıyor. Bu sezon platform topuk Kurt Geiger 'dan sorulacak gibi gözüküyor.300-400 tl  aralığında değişen ayakkabıların her biri benim için alınması gereken şeyler listesine eklendi diyebilirim.

Buyrun, EN beğendiklerim:
EN rahat

EN pembe

EN kibar

EN şık

EN yazlık

Daha fazlasını Kurt Geiger' ın resmi internet sitesinden bulabilirsiniz:  http://www.kurtgeiger.com/

Şimdilik hoşçakalıın!